M.Nedim Hazar - Sulu sepken
Aktif gazeteciliğimin en stresli görevlerinin başında Süleyman Demirel'in konuşmalarını takip etme vazifesi aldığım haberler gelir.
Merhum, dakikalarca konuşurdu, bir bakardım ki bir saatler geçmiş ama elimdeki not kâğıdına bir tek cümle bile yazamamışım. Çok kelime kullanıp neredeyse hiçbir şey anlatmadığı basın toplantıları olurdu rahmetlinin. Akşamki maçı izlerken aklıma Allah rahmet eylesin Demirel geldi. İlk yarı bitti, benim elimdeki not kâğıdı bomboş ve boynu bükük şekilde bana bakıyordu. Sadece G. Saray adına değil, Lazio adına da pek iç açıcı olmayan bir durumdu bu. Zira numunelik olarak gösterilecek dahi tek bir pozisyon yoktu her iki takımın da. İşi rutine bağlayınca esnememek adına mücadeleden farklı ayrıntılara odaklanıyor insan. Sözgelimi Sabri'nin frensiz şekilde gol atma güdüsü. Zaman zaman kendi golcü arkadaşlarını bile sollayan bir kaptırmışlık ile gitti ama yanında topu götürmeyi unuttuğu için pek anlam ifade etmedi bu bindirmeler. Kaleciler ise, kale arkasına şezlong atıp güneşlenseler kimsenin ruhu duymazdı sanırım.
Devre arasında ise Olcan'ın ısındığını görmek Mustafa Denizli ile ilgili ‘yanlış tercih' kanaatini pekiştirdi. Oysa deplasmandaki Lazio maçı Olcan karakterinde bir oyuncunun kariyerinin zirve maçı olabilirdi. Yazık ki Denizli, sahip olduğu silahların özelliklerinin çok farkında değildi!
Derken yağmur başladı… Öyle böyle değil, tam ifadeyle; bardaktan boşalırcasına…
İkinci yarı, yağmurla beraber oyuna biraz hareket geldi. Bizim için maçın başladığı gibi bitmesi iyi olmayacaktı ama golsüz beraberliğe yatmak Lazio için ciddi riskti. Bu sebeple vitesi bir ara bir-iki derece yükseltip iki gol peş peşe buldu İtalyanlar. Tam içimizden ‘Bizden bu kadar' deyip havlu atacakken, o ana kadar top ezmekte birinciliği kimseciklere bırakmayan Yasin, “bi dakka!” dercesine son derece usta bir vuruşla umut aşılayan golü ağlara yolladı. Yağmur şiddetlendikçe oyuncular coşuyordu adeta. Sulu sepken gol olup yağdı mübarek!
Polonya kökenli emektar Alman Klose, baktı yağmur yağmaya devam ediyor ve misafir takımın enerjisi de bitmek üzere, antrenmanlardaki rahatlıkta bir golü ağlarımıza yolladı. Oysa kendisinden 10 yaş daha genç olan vatandaş ve ırkdaşı Podolski maçı en güzel yerden; saha içinden izlemekle yetiniyordu!
Olcan'ın oynaması gereken dakikalarda kenarda oturup, çıkması gereken bölümde sahaya sürülmesi ise G. Saray'ın bu yılki şaşkınlığının ilanından başka şey değildi açıkçası.
Üzülmüş değildik ve ağlamıyorduk ki, gözyaşlarımızı yağmura gizleyelim!
Zaten yağmur da durmuştu…