ERHÜRMAN’DAN AB’YE DOĞRUDAN TİCARET TÜZÜĞÜ ÇIKIŞI: 21 YILLIK GECİKMENİN SORUMLUSU SİZSİNİZ!
KKTC 6. Cumhurbaşkanı Dr. Tufan Erhürman, geçtiğimiz gün Kıbrıslı Türk basın mensuplarıyla bir araya geldiği ortamda, Avrupa Birliği’nin (kısaca AB) 2004 yılında Annan Planı referandumu öncesinde Kıbrıslı Türklere söz verdiği Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün uygulanması önerisinin 21 yıldır hayata geçirilemediğini hatırlatarak[1], Brüksel’in verdiği sözleri yerine getirme konusunda güven vermediğini ima etti. Müzakerelerin yeniden başlanmasının olası olduğu bir ortamda söylenen bu sözler, Kıbrıslı Türk siyasi liderliğinin AB’nin dürüstlüğü ve ahde vefa ilkesine bağlılığı konusunda güven vermediğini düşündürdü. Peki, Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün Kıbrıs’ın kuzeyinde Kıbrıslı Türkleri de kapsayacak şekilde hayata geçirilememesinin sebebi nedir ve bu sorun nasıl aşılabilir? Bu yazıda bu sorulara birlikte yanıt arayalım.
2004 yılında Kıbrıslı Rumlarla birleşmeye ve AB üyeliğine referandumda “evet” diyen, ama Kıbrıslı Rumların fanatik milliyetçi tavırları nedeniyle bunu gerçekleştirmeyen Kıbrıslı Türklere, AB Genel İşler Konseyi ve Dış İlişkiler Konseyi tarafından ekonomik izolasyonların kaldırılması taahhüdü verilmiş ve bu konuda AB Komisyonu’ndan gerekli önlemleri ve önerileri sunması talep edilmiştir. Bunun üzerine, AB Komisyonu da, Kuzey Kıbrıs menşeli malların AB gümrük bölgesine gümrük vergileri ve harçlarından muaf olarak serbest giriş ve dolaşımını sağlayan bir tercihli ticaret düzenlemesi olarak Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nü (DTT) önermiştir. Ancak 2004 yılında Annan Planı’nı reddeden Kıbrıs Rumların tek taraflı olarak AB üyeliği ile ödüllendirilmesi nedeniyle, Rum siyasetçiler, bugüne kadar AB içerisindeki avantajlı pozisyonlarını kullanarak bunun hayata geçmesini engellemişlerdir.
Bu konuda hazırlanan bir raporu alıntılamak gerekirse, AB Komisyonu, 2004 yılındaki önerisinde ve hukuki görüşlerinde, 133EC maddesinin Doğrudan Ticaret Tüzüğü (DTT) için uygun hukuki dayanak olduğunu tespit etmiştir. Lizbon Antlaşması’nın ardından, 133. madde, AB Antlaşması’nın 207. maddesine aktarılmış[2] ve Lizbon Antlaşması’nın Avrupa Parlamentosu’na daha güçlü bir rol ataması nedeniyle, Doğrudan Ticaret Tüzüğü, artık Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi’nin nitelikli çoğunluk oyuyla ortak karar almasını gerektiren olağan yasama prosedürüne tabi hale gelmiştir. O zamandan beri, Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün yasal dayanağı aleyhine Kıbrıslı Rumlar tarafından şiddetle itiraz edilmiştir.
Kıbrıslı Rumların bu konuda çözüm ve entegrasyon karşıtı pozisyon almalarının nedeni açıktır. Zira önceki deneyimler, Kıbrıs Rumlarına böyle bir fırsat verildiğinde, Kıbrıs Türk toplumu ile AB arasındaki her türlü etkileşimi engellemek veya bu konudaki herhangi bir önerinin niteliğini değiştirmek için ellerinden geleni yapacaklarını göstermektedir. Bu, aşağıdaki birçok örnekten de anlaşılabileceği gibi, kesin bir gerçektir:
1-) Kıbrıs Rumlarının direnişi nedeniyle 2017 yılından bu yana engellenen ve faaliyetsiz olan AB Hazırlık için İki Toplumlu Ad Hoc Komitesi;
2-) Kıbrıs Rumlarının daha fazla kısıtlama getirme ısrarı nedeniyle kapasitesinin çok altında ve ancak sınırlı bir ölçüde uygulanan Yeşil Hat Yönetmeliği;
3-) Yıllardır engellenen Doğrudan Ticaret Tüzüğü.
Kıbrıs Rumlarının bu kısıtlayıcı müdahalelerinin, Kıbrıs Türklerinin de hak sahibi olduğu AB koltukları ve unvanları kullanılarak yapılması ise KKTC kurumlarına göre son derece talihsiz bir uygulamadır. Burada, ne AB’nin, ne de uluslararası toplumun geri kalanının Kıbrıslı Türk halkının izolasyonunu talep etmediğini vurgulamak çok önemlidir; aksine, BM (Birleşmiş Milletler), AB ve Avrupalı liderler tarafından Kıbrıslı Türk halkıyla etkileşimin arttırılmasına yönelik olarak yapılmış birçok müspet açıklama ve karar bulunmaktadır. Bu bakımdan, Doğrudan Ticaret Tüzüğü, söz konusu açıklamaları ve kararları, ekonomik kalkınmayı teşvik etmek için somut eylemlere dönüştürecek çok yerinde bir araçtır. DTT, istihdam olanakları yaratacak, KKTC ekonomisinin AB ile uyumlu olarak yeniden yapılandırılmasını teşvik edecek, adadaki iki taraf arasındaki ekonomik uçurumu kapatmaya yardımcı olacak, Kıbrıs Türk toplumunu AB’ye yakınlaştıracak ve adanın kuzeyinde mali yardıma olan ekonomik bağımlılığı da azaltacaktır. DTT’nin Kıbrıs’ta çözüme ulaşma çabalarına olumlu yansımalarının olacağı açıktır. Hatta bu konuda, dönemin BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, UNFICYP raporunda (S/2015/17) şunları belirtmiştir: “Türk Kıbrıs toplumunun ekonomik kalkınmasını engelleyen kısıtlamaların ve engellerin kaldırılması güveni arttıracaktır. Böyle bir gelişme, Kıbrıslı Türklerin izolasyon endişelerini ve birbirine bağlı bir dünyada anlamlı bir şekilde yer alamamalarını gidermeye yardımcı olacak ve böylece Kıbrıs’ı kapsamlı bir çözüme hazırlayacaktır.“
Ek olarak, AB ile Tayvan arasındaki uzun süredir devam eden ticari ilişkiler, AB ile diğer siyasi entiteler arasında ticari ilişkilerin kurulmasının tanınma tartışmalarıyla hiçbir ilgisinin olmadığını göstermektedir. Bu nedenle, AB, Kıbrıslı Türklerin diğer devletlerle ilişkilerini engellemek ve gelişimlerini kısıtlamak amacıyla bu tür tartışmaların kasıtlı olarak gündeme getirilmesine izin vermemelidir. Burada, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in raporunda (S/2019/562) yer alan şu ifadeleri hatırlamak da önemlidir: “Topluluklar arasında daha yakın iş birliğini teşvik etme çabalarında, yerel ve uluslararası aktörler, kuzeyin statüsü ve ‘tanınma’ ile ilgili endişelerle bağlantılı zorluklar ve engellerle karşı karşıya kalmaya devam etmektedir. Tanınma konusundaki endişeler, iş birliğinin artırılması önünde aşılmaz bir engel teşkil etmemelidir.” Bu bağlamda, Kıbrıs Türk halkı, AB Parlamentosu’nun DTT ile ilgili olarak Kıbrıs Türklerinin endişelerini dikkate almasını, düzenlemenin engellenmesine yol açabilecek adımlardan kaçınmasını, düzenlemeyi AB Parlamentosu’nun gündeminde tutmasını ve 2004 yılında AB tarafından Kıbrıs Türklerine verilen tercihli ticaret taahhüdünün yerine getirilmesini beklemektedir. Bu, şüphesiz Kıbrıs Türk halkına olumlu bir mesaj verecek ve AB’ye olan güvenlerini pekiştirecektir. Bu durumda, kapsamlı bir çözüme ulaşılması ihtimali de haliyle artacaktır.
Son olarak, Cumhurbaşkanı Erhürman’ın sözleri ve eleştirileri bizce haklıdır. Kıbrıslı Rumların sorumsuz tavırları, AB’yi Türkiye ve Kıbrıslı Türklerle karşı karşıya getirmekte ve suni bir kriz ortamı yaratmaktadır. Oysa ne Ankara, ne de Kuzey Lefkoşa, adada kapsamlı ve siyasi eşitliğe dayalı bir siyasi çözüme karşı değildir. Annan Planı ve Crans-Montana deneyimleri bunun somut ispatlarıdır. Bu nedenle, Erhürman’ın henüz kabul görmeyen 4. şartı bağlamında, DTT’nin yürürlüğe sokulması ve Kuzey Kıbrıs limanlarının AB ile ticarete açılması önerisi, yapıcı ve akılcı bir pratik çözüm formülüne dönüşebilir. Dileğimiz, Brüksel’in, fanatik Rum tutumlarından daha olgun tepkiler gösterebilecek seviyeye gelmesidir. Rumların maalesef anladığı dil güçtür ve bunun için Güney Kıbrıs’ın Kıbrıs Sorunu çözülene kadar Schengen bölgesinden çıkarılması da akılcı bir öneri olabilir. Sonsöz, bu ön şart konusunun eğer her iki taraf da gerçekten kapsamlı çözüm istiyorsa bu kadar önem kazanması da bizce makul değildir.
Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ
DİPNOTLAR
[1] https://www.kibrispostasi.com/c35-KIBRIS_HABERLERI/n590264-erhurmandan-abye-21-yillik-hesap-kamuya-acik-sozunuz-direkt-ticaret-tuzugu-nerede.