ABD’NİN VENEZUELA’YA YÖNELİK ASKERİ MÜDAHALESİ
Dünya, 2026’nın ilk günlerine, 2 Ocak’ı 3 Ocak’a bağlayan gece, ABD hava kuvvetlerinin Venezuela’nın başta başkent Caracas olmak üzere çeşitli şehirlerinde gerçekleştirdiği bombalı saldırılarla başladı. Havaalanları ve askeri üsleri hedef alan saldırıların ardından, ABD, operasyon ve hedefleri ile ilgili ilk etapta bir açıklama yapmadı. Ancak ABD Başkanı Donald Trump, X (Twitter) platformundan yayınladığı mesajda, Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşinin yakalandığını ve ABD’ye getirileceklerini duyurdu. İlerleyen saatlerde, gerek Trump’ın, gerekse de ABD’li yetkililerin televizyon kanallarına yaptıkları açıklamalarda ise çiftin bir ABD savaş gemisinde bulunduklarını ve New York’a götürüldüklerini açıkladı. Trump, açıklamasında, Maduro’ya yönelik suçlamalarını uyuşturucu ticareti ve terör örgütlerine destekle ilişkilendirirken, ABD Adalet Bakanlığı da Maduro’ya yönelik başta narkoterörizm olmakla beraber çeşitli suçlamalarla yargılama sürecinin başlatılacağını ilan etti. Takip eden açıklamalarında, Trump, Venezuela’ya yönelik saldırının hava, kara ve deniz güçlerini içerdiğini ve gerekirse daha kuvvetli bir saldırı da gerçekleştirebileceklerini açıkladı. Açıkladığı bir diğer önemli bilgi ise, operasyonun hedefinin yalnızca Maduro’nun bertaraf edilmesi olmadığını ortaya koydu. ABD’nin adil bir yönetim geçişi gerçekleşene dek Venezuela’yı yönetmeyi planladığını açıklayan Trump, ABD’li petrol şirketlerinin ülkede faaliyet göstererek altyapıyı yenileyeceklerini ve petrol üretimi gerçekleştireceklerini de açıkladı.
Olayların ardından Venezuela yönetimi olağanüstü hâl ilan ederken, halka sakin kalmaları çağrısında bulundu. Her ne kadar Venezuela hükümetinin propaganda aracı olan TELESUR TV halkın Maduro yönetimine destek gösterileri için sokaklara çıktığını açıklasa da, uluslararası basına halkın Caracas’tan ayrılmaya başladığı bilgileri yansıdı. Üstelik, ABD saldırısı karşısında anlamlı bir direniş yaşanmaması ve Başkan Maduro’nun kolaylıkla ülke dışına çıkarılabilmesi, ABD müdahaleciliğine karşı Venezuela’da bir direniş hareketinin başlaması ihtimalini şüpheli hale getirdi. Uluslararası toplumdan ise, ağırlıkla, uluslararası hukukun gözetilmesi ve itidal çağrısı gelirken Venezuela’nın müttefiki konumundaki Kolombiya ve Küba, en sert eleştirileri getiren ülkeler oldular.
Maduro, ABD güçlerince yakalandı
Her ne kadar operasyonun tarzı ve hedefleri Başkan Trump’ın kişiliğini yansıtması bakımından onunla yakından ilişkilendirilebilirse de, ABD-Venezuela gerilimi Hugo Chavez’in 1990’larda siyaset sahnesinde boy göstermesiyle başlayan ve Venzuela solu ile ABD’nin hem Demokrat, hem de Cumhuriyetçi yönetimleri arasındaki çeyrek asra yaklaşan sorunlara dayanıyor. Nitekim ABD yönetimleri, geçtiğimiz yıllarda Venezuelalı muhalif lider Juan Guaidó’yu ülkenin resmi lideri olarak tanımalarına rağmen Maduro’yu Başkanlıktan uzaklaştırma hedefi gerçekleşmedi ve Guaidó, hapse girmemek için ülkesinden ayrılarak ABD’ye gitti ve bu ülkeye yerleşti. Venezuela’yı gerçek demokrasiye kavuşturacak, uluslararası alanda desteklenen lider olarak takdim edilen Guaidó’yu Başkan yapma projesinin rafa kalkmasının ardından, bu sefer geçtiğimiz yıl göreve gelen Trump yönetimi, muhalif lider Maria Coria Machado’yu ön plana çıkardı. Turmp’ın kendi almak istediği Nobel Barış Ödülü Machado’ya verilirken, Machado, ödülünü Trump’a adadı. Machado’nun Venezuela içinde azımsanamayacak bir desteğe sahip olduğu ve geçtiğimiz günlerde ABD’yi ülkesinin petrolünü yönetmeye davet ettiği düşünüldüğünde, ülke içinden de hem operasyonu, hem ABD’nin siyasi ve ekonomik olarak kalıcı olma planlarını olumlu karşılayan bir kesim bulunmaktadır.
Sonuç olarak, olaylar henüz çok yeni olmakla beraber, gelinen noktada Maduro’nun ABD’ye getirilerek yargılanması sürecinin başlatılması ve direnişle karşılaşılmadan hızlı ve ABD açısından kayıp vermeden bir operasyon gerçekleştirilmesi ABD’nin hedeflerini gerçekleştirdiğini ortaya koymaktadır. Öte yandan, Trump’ın Maduro’ya yönelik suçlamalarında Meksika’ya göz dağı vermesi ise gerek Meksika, gerekse Devlet Başkanı Claudia Scheinbaum’u zor günlerin beklediğinin göstergesidir. Her ne kadar Scheinbaum’un demokratik meşruiyeti konusunda herhangi bir tartışma olmasa da, Meksika’nın ABD tarafından narkotik trafiği ile ilişkilendirilmesi ve yaşanan Venezuela örneği, ülke üzerindeki baskıyı arttıracaktır. Bir diğer önemli nokta ise, ABD’nin sert biçimde Latin Amerika geneli üzerinde baskı kurmaya başlayacağı bir dönemin kapılarının narkotrafik ile mücadele gerekçesiyle açılmış olmasıdır. ABD’nin bölgede giderek artan Çin etkisini bertaraf etmenin yanı sıra, kendi ekonomik güvenliği ve enerji güvenliğini sağlamak ve küresel düzeyde enerji akışını ve Latin Amerika’da bulunan doğal kaynakları n ve nadir elementlerin arzını kontrol etme hedefleriyle bölgeye yaklaştığı açıktır.
Prof.Dr. Segâh TEKİN
Necmettin Erbakan Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü
Email: segahtekin@gmail.com