Mehmet Çetingüleç - Rol model!
Siyasi parti liderleri ve eşleri toplum için rol modeldir. Halk onların yaşam biçimlerini, tercihlerini örnek alır.
Bu ülkenin yarım yüzyılına damga vuran Bülent-Rahşan Ecevit çifti de rol modeldi. Birbirlerine duydukları sevgi, topluma duydukları saygı ve eşit yaşamaya gösterdikleri özenle her zaman “iyi örneklerin” başında yer aldılar.
Türkiye Cumhuriyeti'nin 4 kez başbakanlık görevini üstlenmiş olan efsanevi liderinin tüm serveti Ankara'daki 2 daire ile İstanbul'da babadan kalma bir evden oluşuyordu. Oran'da oturdukları daireyi kooperatif yoluyla edinmişlerdi. Rahşan isimli kitabı yazmak için 1999 yılında aylarca evlerinde çalıştım. Dosyaları tek tek inceledim. Dosyanın birinde hâlâ kooperatife ödedikleri taksitlerin dekontları bulunuyordu.
Verilemeyecek hesapları yoktu. Siyaset onları zengin etmemişti.
Devletin parasını kullanırken son derece titizlerdi. Partinin ya da Başbakanlığın ödemesi gereken birçok harcamayı Ecevit'in kendi cebinden yaptığına bizzat tanık olmuştum.
Topluma dürüstlüğü, iyiliği, uzlaşma kültürünü ve en önemlisi “sevgiyi” öğretmişlerdi.
Ülke için canla başla çalıştılar, ama önce birbirlerini sevdiler. 12 Eylül'den sonra cezaevinden eşine yazdığı bir mektupta “Haydi benim Rahşan'ım, toparla kendini. Seni dün gördüğüm hale geleceksen, dünyayı kurtarmak benim işime gelmez.” diyordu.
Kıbrıs Barış Harekatı'nı gerçekleştirerek Atatürk'ten sonra Türkiye Cumhuriyeti'ne toprak kazandıran tek lider oldu Bülent Ecevit. Ona rağmen böbürlenmedi. Mütevazı yaşadı. Kendisine Kıbrıs Fatihi ve Kenya Fatihi gibi ifadelerin yakıştırılmasını istemedi. Barış Harekatı'ndan sonra “Kıbrıs Fatihi” yazısının kullanılmaması için valilere yazılı talimat göndermişti. Büyük işler yapıyor, ama büyük konuşmuyordu.
Daha yüksek makamlara gelmek gibi bir hevesi yoktu. Koalisyon Hükümeti döneminde muhalefet temsilcileri cumhurbaşkanlığına aday olması durumunda onu destekleyeceklerini söylediler. Ama kabul etmedi.
“Bir daha dünyaya gelseniz ne olmak isterdiniz?” diye sormuştum. “Görünmez biri.” dedi. “Sıradan insanlar gibi, göze batmadan, görünmeden yaşayıp bütün Türkiye'yi gezmek isterdim…”
Ölümden sonrasını da konuşmuştuk:
“Rahşan'la öbür dünyada yine karşılaşmak isterdim.” dedi. Rahşan Hanım söze katıldı:
“Ben de düşünürüm bazen, acaba Bülent'le karşılaşır mıyız diye.”
Gençlik dönemi arkadaşı Erdal İnönü, Ecevit öldüğünde onu “halkla eşit koşullarda yaşamaya özen gösterdiği için sevilen bir lider” diye tanımlamıştı.
Rahşan-Bülent Ecevit'in kıyafetleri orta gelirlilerin giydiğinden daha lüks değildi. Kollarında pahalı saatler, takılar, üzerlerinde pahalı elbiseler yoktu. Gösterişten, israftan hep kaçındılar.
Bülent Ecevit'in kökeni anne tarafından Osmanlı Sarayı'na dayanıyordu. Aslında aristokrattı. Buna rağmen adının dağlara taşlara “Halkçı Ecevit” diye yazılması ironik bir başarıydı. Okuyan, yazan, düşünen, tartışan gerçek bir entelektüeldi, ama bu özellikleri onu halktan koparmamıştı. Kültürel birikimi ve ulaştığı makamlar onu daha mütevazı, alçak gönüllü yapmıştı. Halkıyla barışıktı. Türkiye'nin insanlarını ayırım yapmadan seviyordu. Uzlaşmacıydı.
Bugün Bülent Ecevit'in 9. ölüm yıldönümü. Türkiye'nin örnek liderini sevgi ve saygıyla anıyor, Rahşan Hanım'a sağlıklı, güzel bir ömür diliyorum.
Umarım okurlarımız da gerçek “devlet adamı” Bülent Ecevit için dualarını eksik etmez.
Mekanı cennet olsun…